19 Ağustos 2010 Perşembe

İnsan Durmadan Kaç Saat Konuşur?

Kocama sorarsanız ben sonsuza kadar konuşabilirim.
Çocuklarıma sorarsanız, saatlerce...
Bana sorarsanız, hiç.Çünkü ben en uzun, karışık ve aslında en çok anlaşılmasını istediğim cümlelerimi sessizce içimden söylerim. Herkes duysun isterken sessiz kalmak da çelişkilerimin en büyüğü belki de. Çok da takılmıyorum...

Buraya düşen kelimelerin milyon katı içimden sessizce söylenip bitiyor...

Ne demiştim önceki postta? Ha evet. Parasız...Üzgünüm. Napolyon ailesinden de değilim ama, azıcık da olsa kaliteli bir hayat sürmek için ne kadar para gerektiğini de bilmekteyim. Ve o kaliteli hayata yetecek kadar parayı, kovulmuş olmam sebebiyle yitirmiş bulunuyorum. Çok mutsuzum. Umumi tuvalete gitmek için bile kocamdan para istiyorum artık. Onu da ben öderim, bunu da ben vereyim, olsun canım, sende yoksa ben tamamalarım gibi cümleler milyon yıl uzağımda. Para kazanmadan kendimi asalak gibi hissediyorum. Pek çok insana böyle yaşamak ağır gelmiyor oysa. Alışmışlar, tıngır mıngır devam ediyorlar hayatlarına. Ben hem çalışır görünüp hem de parasız pulsuz yaşıyorum. Aklımı oynatmaktan korkuyorum... Para mühim değil mi? Hadi be... Hangi dünyada yaşıyorsun sen?

Neden...

Neden yazıyorum?

Çünkü terapistim anlatmam gerektiğini söyledi.

İçini dök, rahatla dedi. Sadece para vererek dert anlatmak bir noktadan sonra çok da faydalı olmuyor. 10 yıllık terepi tecrübem de bana artık ilaç almaya doğru kaydığımı fısıldayınca, hadi dedim, durma, yaz...

Nerden başlanır yazmaya bilmiyorum.

Hayatımın en boktan senesini geçiriyorum, neye elimi atsam kurutuyorum, depresifliğin dibine vurdum diye başlayabilirim belki. Kendimi, ailemi,çocuklarımı,kocamı hiç tanıyamadığımı ya da yeni yeni tanıdığımı  fark edip kahırlanıyorum...

Hayat, zor geçiyor.

Sene başından beri milyon tane karar alıp her birini batırıp şimdi en başa dönmek istiyorum. Yaşadığım suçluluk duygusu tavan yaparken, yaşadığım parasızlık aynı oranda beni dibe çekiyor. Hissettiğim yalnızlık ve kimsesizlik ise anlatılır gibi değil...

Nasıl? Sevmediniz muhtemelen. Güzel resimli, sevgilisi ve dünyanın en tatlı, en akıllı çocuğu olan yavrusuyla yaptıklarını anlatanlara benzemiyor değil mi? Sürekli misafir ağırlayıp pahalı yemek takımlarının içine doldurulmuş lezzetli yemekler de yok burda. İsterseniz yukarıda kırmızı kutucuğun içinde bir çarpı var. Sizi oraya alalım. Çatlasanız da patlasanız da, ben anlatacağım. Zira bu benim hayatım.....